Ödülünü Başbakan Verdi .

Pusula Gençlik ve Spor Kulübü gençlerinden Fatih Uçar Fethin 561. yıldönümü münasebetiyle Birlik Vakfı, Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) ve Genç Birlik tarafından, Milli Eğitim Bakanlığı İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğiyle İstanbul’daki liseler arasında düzenlenen “Fetih Ruhu, Fatih ve Gençlik” konulu kompozisyon yarışmasında 2. olarak ödülünü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan aldı.

Liseler arası kompozisyon yarışmasına İstanbul’daki 39 ilçeden öğrenciler tarafından yazılan 41 bin 876 kompozisyon gönderildi.

Katılımın oldukça yüksek olduğu yarışmanın eserleri, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından oluşturulan; Serkan Gür, Mehmet Şengül, İsmail Toluay, Tahsin Yıldırım, Nihal Nar’dan oluşan seçici kurul tarafından incelendi ve 117 eser finale yükseldi.

Finale Yükselen eserler Birlik Vakfı tarafından oluşturulan Büyük Jüri üyeleri; Prof. Dr. Ömer Dinçer, Prof. Dr. Ahmet Emin Bilgili, Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun, Prof. Dr. Mahmut Kaya, Prof. Dr. Abdulkadir Özcan tarafından değerlendirildi ve dereceye giren ilk 10 eser belirlendi.

 

Ödül sonrası açıklama yapan gençlik kulübü müdürü Erhan Gültaş; “Gençlerimizin okuyan ve üreten bireyler olmaları için kulübümüzde vermiş olduğumuz eğitimin meyvelerini görmek bizleri mutlu etmektedir. Fethi bu kadar güzel bir kompozisyonla ifade eden gencimizi tebrik ediyoruz. Hedefimiz yeni fatihler yeni fetihler olduğunu öğrencimizin almış olduğu ödülle bir kez daha göstermiş bulunmaktayız. İstanbul fethinin böyle anlamlı bir şekilde anılmasında emeği geçen herkese teşekkür ederiz.”dedi

İşte O Kompozisyon

FETH-İ MÜBÎN

Dirâyetli bir hükümdar…

Onu irşâd eden manevi iklimin sultanları…

Allah’ın ismini cihana yaymayı amaçlamış bir devlet…

Necip bir millet…

Milletine ve devletine sadık kahraman Asâkir-i Muhammedî…

Ve Feth-i Mübîn…

İşte, Kontantiniye şehrini İslam’ın Belde-i Tayyibesi yapan meziyetler bunlardır.

Feth-i Mübîni idrak edebilmek için evvela bu 5 meziyeti anlamak gereklidir. Bunlardan biri noksan olsa diğerleri ayakta duramaz. Rabbimiz, Sultan Mehmet Han’a bu 5 meziyeti de bahşederek onu ve askerlerini Fahr-i Rasul Efendimizin övgüsüne mazhar kıldı. Ne mutlu o güzel kumandana, ne mutlu onun güzel askerlerine…

Küçük yaşlarda iken gönlüne düşmüştü fetih aşkı. Konstantiniye onun kara sevdalı yâri idi. Kimler sevdalanmamıştı ki bu güzele. Birçok İslam kumandanının hayallerini süslemişti. Peygamber Efendimizi evinde misafir eden Ebu Eyüp El-Ensari Hazretlerini dahi buralara getiren bu aşk değil miydi? Fakat bir kişiye nasip olacaktı bu güzel. Fatihi tek olacaktı.

“Ya ben Bizans’ı alırım ya Bizans beni alır.” kararlılığına sahip bir Fatih…

Gemileri karadan dahi yürütebilecek dirayete sahip bir Fatih…

Kalbi, Allah ve Rasulünün sevgisiyle dolu olan bir Fatih…

Cennet mekân; Fatih Sultan Mehmet Han…

Kolay değildi vuslat. Bunu biliyordu Sultan Mehmet Han. O, elinden gelen bütün gayreti sarf edecekti. Biliyordu ki bu yolda çekilen çile kutsaldı. Biliyordu ki davası haktı ve hak olan davada kaybetmek yoktu. Muzafferiyete gidecek olan kutlu yolda hiçbirşey ona mani olamayacaktı. Ümmet-i Muhammed’in umudu idi. Konstantiniye burçlarında İslam’ın mübarek sancağını dalgalandıracak kumandandı. Ayasofya’yı zulmetten kurtaracak olan, Konstantiniye semalarını ezanlarla, tekbirlerle inletecek olan komutan o idi. Bütün bunları biliyordu ve kendisini o günler için hazırlıyordu. Hem manevi hem de maddi ilimler ile mücehhez idi.

Varis-i Rasul olan manevi rehberleri vardı Sultan Mehmet Han’ın. Onun gönül dünyasını aydınlatan hakiki mürşitleri vardı. Akşemseddin Hazretleri vardı. Molla Gürâni Hazretleri vardı. Molla Hüsrev Hazretleri vardı. Harbin en şiddetli anındaRabbimizin manevi orduları ile imdada gelen Ubeydullah Ahrar Hazretleri vardı.Bu mübarek zatlar, ümitsizliğe düştüğü anlarda genç sultana ümit ışığı oldular. Yâr oldular, yâren oldular, yoldaş oldular. Leşker-i dua oldular. Cenab-ı Hakka sabahlara kadar niyaz ettiler. Seccadelerini gözyaşları ile ıslattılar.

Din-i Celil-i İslam’ı yeryüzünün her yerine ulaştırmayı gaye edinmiş bir devleti vardı Sultan Mehmet Han’ın.

İslam’ın adaletini bütün beşeriyete yaymayı hedeflemiş bir devlet…

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışını kendisine şiar edinmiş bir devlet…

İster Müslüman olsun ister gayr-i Müslim, bütün teb’asına adaletle hükmeden bir devlet…

Dünyada zulme uğrayan kim varsa yardım elini uzatan yüce bir devlet…

Ebed müddet; Devlet-i Âl’i Osman…

Komşusunun menfaatini kendi menfaatine tercih eden, din kardeşini kendinden önce düşünen necip bir milleti vardı Sultan Mehmet Han’ın.

Dinimizin hükümlerini bütünüyle benimsemiş, Ahlak-ı Muhammedi ile tezyin olmuş aziz bir millet…

Dini ve vatanı için tek yumruk olmuş, tek yürek olmuş bir millet…

Hissiyatta birlik ve beraberliği yakalamış, iri ve diri bir millet…

Hazreti Ali gibi yiğit cengâverleri olan Asâkir-i Muhammedîsi vardı Sultan Mehmet Han’ın. O peygamber ocağının İslam sancağını Konstantiniye burçlarında dalgalandırma aşkıyla yanıp tutuşan Ulubatlı Hasanları vardı.

İslam’ın muzafferiyeti için feda-i can etmiş bir ordu…

Devletin ve milletin selameti için şehadet şerbetini kana kana içmeye hazır bir ordu…

Sultanlarındaki fetih aşkını yüreklerinde hisseden kahraman bir ordu…

Kefenleriyle çıktıkları bu yolda arkalarına bakmadan sultanlarının izinde yürüyen bir ordu…

Şanlı Osmanlı Ordusu…

İşte, Sultan Mehmet Han’ı Fatih yapan meziyetler bunlardır. Sultanın dirayeti olmasaydı, ona yol gösterecek manevi rehberleri olmasaydı, âli bir devleti, necip bir milleti, sadık bir ordusu olmasaydı eğer, nasip olmazdı Feth-i Mübin.

Bütün bunların ahenkli bir şekilde bir araya gelmesiyle zafer nasip olmuştu.

Hak gelmiş, batıl zâil olmuş, fetih müyesser olmuştu.

Bir mayıs gününde şereflenmişti İslam’la Şehr-i İstanbul. Fakat bu kadarla bitmiyordu fetih. Bu mübarek fethin taçlandırılması da gerekiyordu. İstanbul’u alan Hazreti Fatih şehri gülzâr edecekti. Böyle vasiyet etmişti ceddi âlisi. İmar edecekti. İskân edecekti. Yedi Tepeli şehri çil çil kubbeler ile süsleyecekti. Çünkü fetih ruhu bunu gerektiriyordu. Bundan böyle, güzel Ayasofya İslam’ın mukaddes secdegâhı olacaktı. Minarelerinden yükselen Ezan-ı Muhammedî ile gönüller inşirah bulacaktı. Buldu da. O muazzam kubbenin altında müminler yüzlerce sene huşu ile ibadet ettiler. Tekbirler, tehliller, salat ü selamlar getirdiler.

Ah, güzel Ayasofya! Şimdi o nûranî, o haşyetli, o haşmetli günlerini özlüyorsun. Seni mesrûr edecek ikinci bir Feth-i Mübîni hasretle ve ümitle bekliyorsun.

Ey belde-itayyibe İstanbul!

Ey güzel Ayasofya!

Ey necip millet!

Son bulsun artık bu hüzün. Başlasın yeniden o kutlu seferler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir